Çaresizlikle örülen sır duvarı, gerçeğin sert rüzgârıyla yıkıldığında masal bitti.
Nefret insanı kör ediyordu. Peki ya aşk?
Hayat, yıllar önce giderken bir daha geri dönmeyeceğini sanıyordu. Yanılmıştı. Aras artık özgürdü, delicesine pişmandı ve yarım kalan tek gerçeğini geri almak için her şeyi feda etmeye hazırdı. Artık kaçacak yer yoktu. Bundan böyle yıldızlı örtülerin altında toprağa uzanıp birbirlerine kadife masallar anlattıkları o yerde olacaklardı. Yeniden aynı havayı soluyacak, aynı gökyüzüne bakarak uyuyacaklardı.
Kaldıkları yerden değil, en baştan başlayacaklardı belki.
Uzun uzun yüzüme baktı. Bakışlarında sitem vardı. Kar taneleri aramızdaki boşlukta süzülüyordu. Nefeslerimiz bir an birbirine değdi, daha sonra dağıldı. Sanırım o an inandı bittiğine. “Nefret insanı kör eder, Hayat. Hem aklını hem kalbini.” Benim dünyam başıma yıkılmıştı ve karşıma geçmiş nutuk çekiyordu. “Aşk da öyleymiş,” dedim. “Aşk da kör ediyormuş insanı. Git buradan ve bir daha sakın gelme.”